Nefretin krallığında dolaşıyorum
Planladığın gökyüzünü yıktım
Gökyüzümde uçmaya hazırlanıyorum
Beklemediğin bir uyanış gördüm bu sabah
farkındasın
Nefretin krallığında uyanıyorum
En ölümcül tutkuyu yaşıyorum
Canın yanıyor
İlk defa
umursamıyorum
Kahramanlar,
kısa hayatlar sürer
Ölüyorsun
Bir sigara yakıyorum
sonra
...
Denize bakan büyük pencereler
mavi
görüyorum.
Martılar ne kadar aptal!
Sinirlenip perdeyi çekiyorum
Olmadığın yerleri özlüyorum
Sana yazmak istemiyorum
Küfrediyorum
Durup durup
sana bakan pencereler açıyorum
Durup durup
sana
yazıyorum
...
İnsanlar var etrafımda
Yalancı şahit,
insanlar
Birilerine benziyorsun diyorlar
Alışıldık bir sima diyorum
Gülümsüyorlar
Midem bulanıyor,
kaçıyorum
Bana bakan
Sana bakan
aynalar alıyorum
cebimdeki son parayla
Küfrediyorum
Aslında ben en çok sana benziyorum
ve
bunların hiç biri
denize yakın düşmüyor
...
Nefretin krallığında dolaşıyorum
'Senin için planlarım var'
Yok yere
uyanıyorum
Tozum bile kalmasın istiyorum
tozun bile kalmasın
Korkuyorum kendimden
kaçıyorum
Aslında
bunların hiç biri nefrete yakın düşmüyor
...
Susuyor
Küfrediyorum
Küfür bana yakışmıyor
Yine O'na yazıyorum
Susuyor
O'na bakan kelimelerin dilini bilmiyor...
Aynadan bakan bir siluet
Benzediği hiçbir şey yok bu dünyada
ya da
ait olduğu bir yer
Ve o sırada adam düşer aksine
Kapı gıcırdar,
adam!
...........
Giyin
Süslen
Şöyle kadın ol biraz
Bıkmadın mı şu bebek ayakkabılarından
Yüksek ökçeler olsun ayaklarında
Kadın ol biraz
Dudaklarını büzme öyle çocuklar gibi
Kadın dediğin nefesini keser adamın
astıma müptela olursun
Kalk
bakma öyle !
Elindeki kadehin hakkını ver
Şarap yakışır kadının dudağına
Öptüğünde sarhoş olmalısın
Biraz nazlı ol be kadın
Sesin çıksın
Hakkını ver olduğun bedenin
Kıvrak yürü biraz
Sallan
ki
sallansın dünya
ki o senin!
Kendine gel biraz
Toplama saçlarını
dağıt!
Savur her bir parçamı
Dene biraz kadın olmayı
Oturma köşende
Farkına var
kadınlığının...
İlk defa görür gibi
dokun bedeninin kıvrımlarına
Toplan kadın!
Kadın diyorum
Hakkını ver biraz
Çekilme öyle köşene
Öldür şu sokak çocuğunu
artık
Bu gidiş iyi değil
Kırışacak zaman
teninde...
Kırmızı değirmene gidelim
tut ellerimi
Kadın
Roxanne
kırmızı
İşte böyle
Sat çocuk ruhunu
her adımda
Keskin ol biraz
Kes adamı derinden!
Acıma aldırma şu çocuğa
Sakın acıma
Arşınla sokakları
yüksek ökçelerle
Geldiğini anlasınlar
Kadın
ne kadar güzelsin
farkına var biraz
Böyle
canlan
kırmızı
kadın
Bırak kavrayayım belini bu gece
ince
Bırak tutkuyla aksın zaman teninde
Hazır mısın?
Gir koluma
Roxanne
kadın
kırmızı
ince
...........
Aynadan bakan bir siluet
makyajını silmekte
Diğer yarısı, çocuk!
Kapı gıcırdar ve çıkar sahneden
Kadın,kırmızı,Roxanne
şimdi
sessizce kıvrılmakta yatağın en soğuk köşesine!
Bereketli toprakların nadasa bırakılmış ikliminde büyüdü benim küçük kızım. Minicik elleri ellerime kavuşamadan kopardılar. Sesimiz çıkamadı ayrılık acısını bile çok gördüler evimizden çok uzak bu diyarda.
Elleri pamuk gibiydi daha
Simdi başında bir al yazma sürgün uzak diyarlarda.
Sevmenin diyeti ağırdı kafamızı önümüze eğip beklememizdi tüm öğretilen. Düzen buydu bilmediğimiz sevginin bu düzene çomak soktuğuydu.
Küçücüktü kızımın elleri, al yazması başında bir ırgattı.
Tüm öğretilen buydu...
Küçücüktü kızımın elleri
Al yazması başında simdi bir pamuk isçisi...
Bir gün kopardılar bizi, bu diyarlarda sevmek günahtı
Bir gün aldılar kucağımdan, bu diyarlarda kız annesi olmak isyandı yüz karasıydı
Ve sevmek başını öne eğip beklemekti
Küçücüktü kızımın elleri
Başında al yazma,
Aldılar kucağımdan daha dokuzunda
Benim kızım bir pamuk isçisi, bir ırgat, günah ve yüz karasıydı
Oysa bembeyazdı
Yanakları al al
Benim kızımdı o
Devrilmiş bir traktör kasasında
Kızımın elleri ufak
Avucuna sığmamış yazması
O omuzladığınız benim kızımdı
Tabutu küçük, üstünde bir al yazma
Bu diyarlarda sevmek ayıp isyan ölümdü...
Bu diyarlarda benim kızım ağıttı türküydü
Özlemdi
Benim kızımdı o
Adı bile yazılmayan bir mezar taşına!
Yürüyemiyorum dedim
Niyetim
“Bana tutun” u duymak değildi
Anlamadı
Yürüyemiyorum uyuştu bedenim
Uyuştu ruhum
Üstelik buruş buruş dokunuşların
Eskitilmiş
…
Curcuna
Tepeme üşüşmüşler
Duymuyorum
Kulaklarımda tanrının sessizliği kadar,
Durağan varlığın
…
“Artık hazır mısın hadi kalk ayağa”
Mazur görün
Yürüyemiyorum bu ara
Uyuşmuş bedenim
Üstelik buruşmuş cümlelerin
Duyamıyorum
Kulaklarımda
Tanrının varlığı kadar sessiz
…
“Artık hazırsın değil mi?
Başka şansın yok ki!"
…
Dört duvar,
Tepemize yıkılacak birazdan
Durduk yere kıyameti doğurdun
Sanki hiç gelmeyecek gibi
Erkendi,sancılı
Kalkamadık masadan
Üstelik
Kısırdım ben kıyametlere
Kim bilir kimden peydahladın !
Zaman aşımına uğramış bir davanın maktülü aşk...
Derin bir nefes alıp savuracak küllerini denize birazdan.Parmaklarından dökülen o toz simdi ne kadar yumuşak.Oysa sert uçları getirdi onu bu kıyıya.
Dönüşüm ve küller
Her şey bittiğinde olması gereken yerdeydi tam da tahmin ettiği gibi.
Ellerini doldurdu
Ellerini savurdu
Elleri bu işe çok uygundu
Tekrar ve tekrar,
küller gidene yorgun düşene kadar
Durdu ve sinirle köpüren sulara baktı bir süre...
Zaman aşımına uğramış bir savaşın meydan yeriydi,
küller ve dönüşüm
Derin bir nefes al
O keskin uçlar kesemedi de bu yumuşacık küller mi dokundu parmaklarına!
İşte anlamadığım hikaye buydu
Şimdi tek başına terket olman gereken yeri!
Olmaması mümkünmüş gibi
Şimdi bir başına dağıt bu şehri!
Zaman aşımına uğramış bir davanın maktülüyse aşk,dönüşümü tamamlanmış bir şehri terket şimdi.
Son defa bak ve git
Aklındaki yaraları savurur gibi
Derin bir nefes aldı ve dönüşü olmayan bir bilet
Şimdi bir maktülü unutmanın tam vaktiydi.
Küller ve dönüşüm,fırtınanın habercisi gibi...
Özledim seni
Sadece,basitce özledim
O kadar çok ki,hayaletin dolaşıyor evimin her köşesinde
Bildiğin gibi değil halim çok yoruldum artık
Canım acıyor
Sen giderken sustum ama halim yoktu gittiğin kapıyı kapatacak.İlk defa çöktüm olduğum yere,
o soğuk,sert düşüşle ve sustum saatlerce,günlerce,aylarca
Seni sordular,sustum
Sana sövdüler,sustum
Seni öldürdüler,öl istediler
Sustum...
Sen gittin,ben sustum
Ne isyan ettim haksızlığına,ne vefasızlığına ne vedasızlığına kızdım,ne de nefret ettim,bağırdım
Gücüm yoktu ilk defa.Öylece çöktüm yere ve hatırlayamadım ne yaptığımı uzun bir süre.
Sonra yazmaya başladım seni.Sanki yazarsam bitecekti içimdeki suskunluk,yazarsam ayaklanacaktım
Her şekilde yazdım seni,her kimlikte...Her şekilde sevdim seni,her cümlede
Haberin yoktu olan bitenden
Haberin yoktu halimden
Haberin yok hicbirinden!
Ve
en ufak bir fikrim yoktu,her şeyi 'sen' diye değiştirdiğimden.
Sen gittin çöktüm ben olduğum yere
Öyle çok özledim ki
sadece
Aslında,
beni öyle güldürebilmenin,öyle aptal kılabilmenin
öyle çocuk,kadın,haylaz ve sakin oluşumun
adını,gülüşünü,minik gözlerin bu kadar özlememin
sadece özlememin
hiçbir mantıklı açıklaması yok!
Ama
sadece öyle.
Bazen
acıdan bağıran,ağlayan insanları kıskandım
Öylece çökmüştüm ben olduğum yere
çok sert bir düşüşle
Sadece çok canım acıyordu,susmaktan başka bir şey elimden gelmiyordu
O kadar çok...
Hiçbir mantıklı yanı yoktu
Yorgunum çok ve senden başkasının kokusunu özlediğim yok
ne de minik gözlerini!
Bildiğin hiçbir şey yok...
Bir adımın içeride diğeri dışarıda
eşikte bekliyorsun hep
Her an gidecek gibi
demistin
Çok zaman önce
Ama çöktüm ben olduğum yere,kıpırdamadan tek sözcüğüm bile
Haberin yok
Çok canım yanıyor şimdi,hayaletini görünce
dolaşınca yine
Böyle gülümsetebilmenin hiçbir mantıklı yani yok üstelik!
Sadece
özledim.
Geçtiği yok...
Her gün aynı çöplüğün içinde debelenirken güçlü olmaktan sen mi bahsediyorsun
Sahi bu kokuyu nasıl duymuyorsun!
Çürümüş ruhunun her zerresini o boyalarla ne kadar paklarsın ki...
Orada öylece durup,tüm o hikayelerin ardında saygıdan bahseden sen misin?
Dünya senin kurallarınla dönüyor evet ,
tüm o ışıklar seni aydınlatıyor
Ama
çırılçıplaksın farkında mısın?
İçimdeki tüm acıma tanrıların uyandırıyorsun.
Tapındığın her zerren küflenmiş zavallılıklarını besliyor aslında
ne yazık
ufacık bir parçaydın sadece
Özürlerin bile sızlanmaktan ibaret
ve
her şey için geç kalınmış bir yerde dibi boyluyorsun
ağır ağır ve acıyla...
Sızlanma sen bağladın o kayayı boynuna!
Hala inatla gökkuşağı gibi yuzlerin,
gözlerini gördün mü hiç?
siyah beyaz bakıyorlar,boğuluyorlar!
ve
Ne kadar büyüksün dibe yol alırken,ne kadar güçlü...
Ne çok yalan ve ne az gerçek
Uzak dur yaklaşma hiç buraya
Ölüm yayıyor ruhun dokunduğu her yere zira!
Aslında
sen sadece zina dusuncelerin zavallı çocuğusun
O yüzden,
annene söyle seni bir daha doğursun!
İçimde sevmediğim bir devrim büyüyor anne,bu benim degil diyorum. Sevemiyorum büyüyen ve yok eden halini.
Kapıyı çekti ve çıktı Toz bulutu hala dağılmadı Topladı tüm varlığını İçimde boş çekmeceler ve büyüyen bir devrimle kalakaldım o toz bulutunun içinde
Etraf darmadağınıktı,yerine koyacak çok şey vardı,dokunduğumda hiçbiri o boşluğa uymadı. Etraf çok dağınıktı üzerine bir boşluk çektim,
sakladım sandım,topladım sandım
çok yanıldım anne!
İçimde bir şeyler devrildi, iyileşiyorum sandım
İçimde bir şeyler ayaklandı
İçimde bir devrim vardı
Büyük adamlar küçükleri hep harcadı!
Hiçbir şey yapmadım anne
Göz yumdum olan bitene
İyi olur sandım
Kapıyı vurdu ve çıktı
Hiç anlatmadı
Küçüktüm ve boyundan büyüktü her şey
Büyük geldi kapının kapanışı
Kulaklarım patladı
İçimde bir devrim uyandı anne!
Sonra..
Etraf yavaş yavaş toplandı
Hepsi o boşluğa yollandı
Durduramadım anne!
Göz yumdum olan bitene
Kurunun yanında yaş da yandı
İçimde bir devrim vardı
Yer yerinden oynuyordu üstelik
Korkuyordum anne
Her şey çıldırmıştı
Ne varsa yuvarlaniyordu o boşluğa
Sonunda sadece bir devrim vardı içimde
Büyük adam kapıyı çarptı,küçük adamların boşlukları vardı
Durduramadım
Git gide hırçınlaştı
Sonunda içimde ne varsa ipe yolladı
Ağlayamadım bile anne!
İçimde hiçbir şey kalmadı
İçimde bir devrim vardı
Kapı carptı
Parmaklarım kapıya sıkıştı
İçimde bir devrim büyüdü anne
kanlı acımasız bir devrim
Hiç sevemedim anne!
Büyük adamlar kararlar aldı,küçük adamlara hep ipe gitmek kaldı
Dur diyemedim
Çok canım yandı
Beni büyük adamlar gibi acımasız yaptı anne!
Kapı çarptı küçük adamlar fotoğraflarda kaldı
İçimde bir devrim vardı
Ne varsa aldı...
Seni öldürdüm boylu boyunca uzanıyor sessizliğin ayakucumda…
Seni öldürdüm
Kanla karışık güzelliğin dokunuyor mideme
Neden hala bu kadar güzelsin
Oysa uzanıyor soğuk bedenin parmak uçlarımda
Saçların kan kokuyor
Dudakların aralık, öpmek ister gibi
Biraz davetkâr
İki ölü öpüşebilir mi?
Romantik olmaya başladım yine
…
Hani ben hiç kırmızı giydiğini görmemiştim
Ne ironi
Çok yakıştı tenine
Seni öldürdüm
Kurumadı kanın parmaklarımda
Henüz
Ve ne kadar da ukala bedenin
Hala güzel
Seni öldürdüm
Duymuyorsun olan biteni
Soruyorlar
Sen tüm güzelliğinle büyüyorsun durduğun yerde
Yok yere!
Mideme dokunuyor
Gülüyorum deli sanıyorlar
Ne önemi var
Üstelik dudakların aralık
Öpmek istiyorum
İzin vermiyorlar
Neden öldürdün
Neden öldürdüm
Çok güzeldi
Çok…
Anlamıyorlar.
Gülüyorum, deli sanıyorlar…
Tıka basa sessizliğin dolmuş odaya
Hadi beni korusana!
Her şeyden koruduğun gibi
Yine kucağına alsana
Hadi sen olduğunu değiştir
Ölü de olsa bedenin
Hadi kalk ayağa!
Sahi beni korudun mu şimdi?
Seni öldürdüm
Dudakların aralık
Kırmızı ne yakışmış
Öpmek istiyorum
Ama uzanıyor ölü gözlerin boylu boyunca
Gitmeliyim artık
Oysa haberin yok
Hala ne güzelsin…
Kafamın içinde birileri var susmuyor. Sessizlermiş gibi yapıyorum.
-miş
Ne kadar zor…
Saçma sapansın uzak olmam bu yüzden. Duyarmış gibi yapmandan.
Konu senle ilgili değil aslında konu ilk defa ben
Aslında hiç sen olmamış
-evet mış
Düzeltiyorum
‘ olmadı’
Sus o yüzden
Kafamın içinde birileri var uyutmuyor. Uyuyor gibi yapıyorum gözlerim oyunu hiç bozmuyor.
Hep yaparlar bunu. Biliyor musun hep aynı şeyi gösteriyorlar, nerden bileceksin hiç anlatmadım
Sustum yine sessizmişim gibi yaptım
Aslında ne zor.
Kafamın içinde birileri var kaçılmıyor. Sustur diyorlar susturamıyorum susuyorum
Konuşmayı unuttum.
Birileri var konuşturuyor.
Birileri var ne çok düşünüyor beni
Beni benden daha çok seviyor
Birileri var kafamın içinde dindirmiyor
Dinlendirmiyor
Sakinmiş gibi yapıyorum, duyduklarımı duymamış gibi, söylediklerimi sahiplenmiş gibi…
Birileri var huzur vermiyor
Huzurluymuş gibi yapıyorum
Aslında çok zor.
Birileri konuşuyor kafamın içinde
Rol kesiyor
Birileri hiç susmuyor
Susmuyorum
Ama
Sessizliğim çok konuştuğumdan
Dur burada dinlen
Çok sustuk
Çok konuştunuz
Birileri var hep birileri
Hiç ‘bir’ olmadı
Hiç birisi olmadı
Bölünüyorlar kafamın içinde
Birileri var çoğalmayı çok seviyor
Birileri var
Bilmediğin
Birileri hep kalıyor
Hiç bilmediğin bir şeye ad vermen ne kolay
Birileri
Kafamın içinde
İçten incitemeyince
Dışındakileri incitiyor
Kafamın içinde birileri ölüyor dirilermiş gibi yapıyorum
-miş
Aslında
İmkansızlara oynuyorum…
Ben,
Orta halli bir ailenin sevgisine talih kuşu konmasını bekleyen en büyük çocuğu iken
Sen,
Büyük ikramiye sandığım düşük olasılıklı bir aşk kandirmacasından ibaretmişsin.
Bir umut…
Tırnaklarımın arasına sıkışan düşlerle ödedim seni,
Oysa çok değerli diye saklamışsın gözlerini.
Bilemedim bir umut ödedim cebimdeki son düşleri
Bilemedim bırak büyük ikramiyeyi amortinin bile yanımdan geçemeyeceğini
Bilemedim!
Beklerken ellerimde umutla,
Tarifeli sevişmeler gibi seveceğini
Kısa çöpü bu kadar çabuk çekeceğimi bilemedim sevgili
Hesabımı bilemedim,
Şimdi boğazıma kadar can kırıntısıylayım
Zorbaymış aşk sevgili
Üstelik oldum olası muhasebemi yapamadım ben
İkmallerle geçti ömrüm
Demem o ki
Ben seni büyük ikramiye sanmıştım
Şimdi cebimdeki delikler kadar derin bir keder sardı evimi
Sen gittin sevgilim, çok uzun zaman önce gittin o yüzden sorma beni.
Sen gittin ve ben durdururum sandım dünyayı, sen gidince ölürüm sandım
Ama
hayat akıyor sevgilim, bilmediğim başka yerlerde
sen gittin sevgilim, sürüklendim başka nefeslere.
Şimdi sorma beni, tanıyamazsın ki
Sen gittin eskiciye sattım ben yüzümü.
Yok, pahasına gitti hem de
Hepsi geçer diye tutuşturdu elime bir delik akçe
Geçer dedim ben de…
Sorma beni sevgilim, bilme başkalarından… Bilemezsin ki hem
Sattım ben yüzümü bir delik akçeye
Hayat bu sevgilim yürüyor istemesen de… Kaybolurum diye hiç kıpırdamadım önce
Ama sonra
Sonra
O ışıklı yollar çekti adımlarımı yüzümü sattım diye…
Arama beni sevgilim kim bilir nerdeyim
Ah yürüyor hayat yürütüyor istediği yere…
Hangi yanlış adreslerden dönüşteyim
Kimse bilmez sevgilim
Sorma beni
Sorma o eski yüzü
Sattım bir eskiciye,
Sen gittin sevgilim çok uzun zaman önce
Sus
Sakın nefes alma
İnançsızlığın çocuğu değil mi yok oluş!
Üremeye bu kadar meraklı olmasaydık, her taşın altından çıkmasaydı inançsızlık tohumu, bu kadar piç kalır mıydı umutlar...
Kendine benzer olanı yayarak o öldürmedi mi?
O zorlamadı mı kapıları
O yerine geçmedi mi umutların
Bir hücum dağılmadı mı tüm iyi şeylerin yatağına
O saçmadı mı tohumlarını!
Şimdinin bütün çocuklarının babası,
İnançsızlık!
Söyle her gece inancımı bin bir türlü kandırarak ırzına geçmese
Şimdi böyle
Nur topu gibi bir yok oluşum olur muydu!
Ah çocuk nasıl da yer ettin sessizce, iki dirhem kalbimde. Hiç bilmedim ben bir çocuk böyle nasıl severmiş, nasıl içli içli bakarmış giden ‘’sessiz kız’’ın ardından.
Söyle nasıl seversin sen herkes kırarken, üzerken! Nasıl böyle güzel olursun herkes can yakarken. Ah çocuk nasıl dayanırsın bunca sessizliğe, kalbin ağır aksak bilirim atışından kalbimin.
Sen bilmezsin kederin benim de kederim.
Ya bana ne demeli?
Nasıl alıştım ne ara sana, nasıl hissederim senin kederini kalbimde? Bilirim aşk değil bunun adı ne de sevgi, bu başka adını üfleyemediğim sessizliğine… Bu başka bilemediğim kendimde.
Benzer bir yankısı yok sesimizin üstelik
Sen,
Gitmek istersin gidemezsin, seversin.
Ben,
Gitmek istemem yollar çağırır her mevsim…
Yine yollardayım çocuk ve sen yine küfeliksindir bir köşede sandalların düşünde.
Ah çocuk sarhoş olmak iyi gelir mi benim gibi uzun yol yolcusuna, şarabın kokuyor bak buram buram yollarda…
Çok içtin içme derim, belki küfür gelir sana sözlerim, dinletemem onu da bilirim… Ama sen de bilirsin, seni bir şaraptan dinlerim.
Yine yollardayım, yorgunum biraz, meraktayım nereye varacak sonu…
‘Ezgili günlüğü’nü aldım yanıma
O beyaz kızı dinliyorum ben de
Canım yanıyor seninle birlikte giden o güzele
Ah çocuk!
Nasıl çirkin olabilirsin bu güzelliğinle
Nasıl da yer etmişsin iki dirhem ömrüme
Bak ağır aksak atıyor benim kalbim de…
Düşlerimiz döküldü birer birer
Ben dönene kadar büyütürsün demiştin, zaten çok kalmam. Bağ bozumuna kadar gelirim, olmadı yetişirim bir eylül sofrasına.
Sen, şarabı dudaklarına en çok yakıştıran kadın, büyüt düşlerimi yokluğumda.Sana söz dönerim elimde bir şişe şarapla.
Bekle beni elinde boş kadehlerle, üzerinde o kırmızı elbiseyle bekle beni gelirim elimde bir şişeyle. Elbet dönerim ait olduğum yere. Kurarız sevdalı sofralarımızı, ben sana şarkılar söylerim, yanakların kızarır biraz, utanırsın yine.
Bekle beni dönene kadar büyüt düşlerimi… Unutma sabah akşam umut ver, okşa sev biraz…
Küstürme…
Bekle beni yüzünde kırmızı gülüşlerle, sesinde göçmen kuşlara inat sevinçlerle bekle beni, bekle beni kucağında düşlerle.
Sen, adımı diline en çok yakıştıran kadın, büyüt düşlerimi yokluğumda. Geleceğim elbet bağ bozumuna, bilemedin bir eylül sofrasına.
Sana söz yine öpeceğim seni, geleceğim çok kalmam zaten.
Geleceğim, sana söz.
Döneceğim bir eylül sofrasına elimde şarapla.
…
Bekledim, dinledim yolları, her kapı çaldığında sana koştum gittiğin o gün bu gün.
Gelmedin boş kaldı kadehler, küstü dudaklarıma şarap, bozuldu yatağını yaptığım düşler.
Bak geldi geçti mevsimler. Büyütemedim tek başıma düşlerini, sabah akşam umut verdim, inanç verdim, sabırla ayıkladım hayal kırıklıklarını ama bilmediğin bir şey vardı. Yerini değiştirince küsermiş düşler. Ne yaptıysam barışmadı.
Düşlerimiz döküldü bir bağ bozumunda.
Bir eylül akşamında yenildi gelişlerin, bir şişe şaraba bir kadına…
Şimdi dudaklarımda son içtiğimiz şarabın tadı, gözlerim yollardan ayrı…
Gömdüm küskün düşlerimizi, büyütemedim bir başıma.
Şimdi yenildim elimde boş bir kadehle…
Yenildim
Bu düş bozumuna.
Yüzünü çizebilsem
Oturtacağım ruhunu
Taslaksın henüz parmak uçlarımda
Biraz pürüzlü hatların
Dokunabilsem
Gülüşünü tasarlasam, dudaklarının kıvrımını, öpüşünü
Bu kadar silik olmasan
Ve bu kadar zor
Dokunabilsem çizgilerine, öpsem
Ah yüzünü çizebilsem o zaman bulacağım adını
Dilimden düşürmeden,
Çok güzel olacak her şey
Masallardaki gibi
Söz veriyorum sana çizeceğim yüzünü
Her şey çok, çok güzel olacak
............................
Bana bakarken sen, öyle bir mucizeye baktığını söylerken, hangi yalanı gördüğünü bilebilsem. Öyle bakıp, dokunup, ruhuma dağılıp canımı nasıl yaktığını bilebilsen. Sadece bir defa gerçekten görebilsen. İçim acıyor hala kaç zaman geçti üzerinden, kaç yalan gördü gözlerim ama geçmedi işte paramparçayım hala…
Buzlu cam gibi dağıldım, her yerdeyim ve hiçbir yerde…
Ellerini çizebilsem
Uzanacağım yanına
Üfleyeceğim avucuna uç uç böceklerini
Boyalarımla boyayacağım birer birer kanatlarını
Sonra uçuracağız uzaklara dileklerimizi kanatlarına bağlayıp
Keşke başlayabilsem
Ama sana söz yeniden çizeceğim
Sildiğin her şeyi…
Söz veriyorum sana çok güzel olacak
Her şey
…………………….
Ya aldatırken, dokunurken başkasına, öperken aklından ne geçtiğini görebilsem… O anda ölebilsen, öldürebilsem dokunduklarını, harcadıklarını, öldürebilsem… Keşke… Keşke neye benzediğini anlatabilsem...
Hiç kimseye güvenememenin, bir daha asla eski saflığını bulamayışın, inançsızlığın neye benzediğini her şey değişirken inatla nasıl değişmediğini bilebilsen… Bunun ne demek olduğunu kavrayabilsen…
Her gün buzlu camlar gibi dağınık, her yerdesin ve hiçbir yerde…
Sesini boyayabilsem rengârenk
Neşeli
Sevecen olsa gözlerin
Ah çizebilsem seni
Yeniden
Oturtacağım ruhunu
Sana söz yeniden çizeceğim
Parmak uçlarını
Ki
Güzel bir sonumuz olsun
Boyalarım bitmese
Çizeceğim yüzünü
Söz veriyorum
Çizeceğim yıktığın o ruhu…
...........................
Keşke ne yaptığını biliyor olsaydın. Farkına varabilseydin zararının… Suçsuz birine müebbet giydirdiğini bilseydin.
Ya da büyüyünce geçseydi, zamanla kanamasaydı…
Değiştirebilseydim bir anı sadece bir anı…
Sonunda yine gitseydin ama gitmesini bilebilseydin…
Bu kadar dağılmasaydım…
Çizerdim o zaman yeniden gökyüzünü
Dokunurdum güneşe yeniden
Yeniden gülümserdim belki de
Bu kadar yalnız olmazdı hayat
Çizebilirdim yeniden
Çizerdim
Keşke,
bu kadar aşk olmasaydı adın…
Bana hiç dokunmadığın bir düş kurabilir misin?
Hiç bilmedğim bir kokuyu duyduğumu söylesem beni deli sayabilir misin?
Öyle ki,
sokak bomboş etrafta hiçbir şey yok yakışacak bu kokuya.En yakını içinden geçmediğimiz bir düş kadar uzakta...
Ve içinden geçmediğin o düşün kokusunda sen doldun tüm zamana.
Ellerin hiç uzanmadığı için hissettim belki de avucumda hiç hissetmediğim o sıcaklığı,hiç öpmediğim için tadı dudaklarımda dudaklarının...
Yaşlanırken ruhumuz hiç ayrılığı büyütmediğimiz için
ve düşlerimi aldırmışken hayatın şırıngalarıyla
şimdi bu düşün doğumu...
Bu,
senin kokundu
Buradaydın
Hep buradasın
Anlamlandırmaya çalışmadığım bir şekilde,hiç bilmediğim o düşün içinde
hep seninle
hep benimle.
Senden hiç vazgeçmemek için hiç dokunulmamış bu rüya
bu koku
hiç bilmediğim
ve
senin.
Eskimesin diye
hiç dokunmayı istemedim belki de
Bana kızabilir misin?
Hayat zehirliyorken her şeyi,
gitmeyeceğini söyleyebilir misin?
Beni naftalin kokan anılarla bırakmayacağını...
Bana hiç bitmeyecek bir aşk doğurabilir misin?
Bir şeye cok uzun süre bakınca onu görmemeye başlarmış insan,dokunurken hep görebilir misin?
Sana aşık olmadığımı söyleyebilir misin
bu kokuyu hiç duymadığımı
bu düşle uyumadığımı
Hep burada benimle olmadığını?
Tahmin edebilir misin bana hatırlattıklarını....
Sen hiç cenazeni izledin mi?
İz bıraktığın her zerrem acıyor şimdi…
Yardım etmeyin bırakın olduğum yerde. Yanlış bu hayır temizleyemezsin anılarımı, dokunulanları.
O yüzden bırak…
Senin gücün yetmez taşımaya
Hiç bulaşma…
Geriye saramazsın olanları…
Zamanım çok az
Ve
Ölüm çok yakın
Sadece izle, öğren ki bilmeden incittim deme
Yanlış ilk yardım kurbanlarıyız sadece
Birazdan üzerimize örtülecek gazeteler
Ertesi günün üçüncü sayfasında manşet olacağız
Yol kenarında
Yağmur ıslatacak bedenimizi
Meraklı seyircilerimiz olacak
Hazır mısın?
Korkma
İlk olmayacak bu
Ama
Failimiz meçhul olacak
Karga tulumba çekiştirecekler hayatlarımızı
Onlar yardım ettik sanacak,
Canımız yanacak
Söylemeye takatimiz olmayacak
Kolay olmayacak
Asla
Yaramıza burunlarını sokacaklar
Susturmayacaklar
Acısız olmaz hiçbir ölüm
Ve kolay
İzle…
Nasıl öldürdüler beni
Nasıl gömdüm gözlerimi bir gazetenin altına
Yol kenarında
Nasıl düzenledim cenazemi
Dedim ya bulaşma
Taşıyamazsın her zerremi
İzle sadece, öğren,
Bir faili meçhul cinayeti
Geliyorlar bak
Ne kadar da iyiler
Hayır, aptal olma gözlerine bak
Şimdi anlıyorsun ne demek istediğimi
…Bırakın olduğum yerde
Dokunmayın
Getiremezsiniz kaybettiklerimi
Bırakın zamanım az
Düzenleyeyim cenazemi
Canım yanıyor
Çok
Failim meçhul
Zaman az
Ölüm yakın
Sakın
Bilmeden incittim deme!
Götür beni buradan…
Kan kaybından öleceğim
Aptal olma gözlerime bak
Korkuyorum
Çok
Elimi tut
Sen hiç ölümünü izledin mi?
Bu kadar umutsuz olma
dinle...
Bulabildiğim en yüksek ağaca tırmandım. Korktum önce
Ama
İçimden bir ses daha yükseğe diye bağırırken korkum engelleyemezdi çocukluğumu
Aşağıda panikle düşeceğimi sanan anneme inat babam gülümsüyordu sadece… O öğretmişti nasıl tutunacağımı. Yorulduğumda hangi dala yaslanacağımı. O inanmıştı…
Ben de inandım beni çağıran bulutlara
Tırmandım korkum ağır geldi bir dala astım
Biraz daha yukarı
O mükemmel göğü görebiliyorum
Bulutlara dokunmak istiyorum
Yüzüme sürmek
Bulut gibi kokmak
‘Saçmalama bulutlar kokamaz!’
Nerden biliyorsun hiç ulaşmayı denedin mi?
‘Boşuna çabalıyorsun’
Boşuna yaşamıyorum
Bak görebiliyorum göğü
En tepeye çıkmalıyım
Evet, bu dal taşır beni
Uzanmalıyım
Rüzgâr yüzüme dokunmalı
Gözlerimi kapadım
Uzandım
Annemin tehditlerini bastıracak kadar güçlü bir melodiydi ruhumun duyduğu
Evet bu…
İşte böyle
İstediğim kokuyu
Duyabilirim
Bulutların ya da güneşin
Annemin kızgınlığının
Ya da
Babamın gülüşünün
Mutluluğumun
İstediğim kokuyu alabilirim
Tam olduğum yerde
Böyle
Akıl almaz gülümseyebilirim
Dünyayı gezebilirim
Hiç görmediğin kadar neşeli olabilirim
Tam olduğun yerde
Hiç duymadığın
Hiç tatmadığın
Hiç dokunmadığın
Hiç koklamadığın kadar
Hayat dolu olabilirim
Dokunurum bulutlara
İstediğim kokuyu duyarak
Özgürlüğümü öperek
Sarılabilirim hayata
Tam burada
Savura savura saçlarımı
Uzanabilirim bulutların arasına
Gözlerimi kapar
Tüm uğultuları bastıracak bir melodi bulurum
Aklın almaz gülümseyişimi
Cesaretime dayanamazsın beklemediğin şeyler yaparım
Bir başka insan olurum küçüklüğümde
Nasıl mı?
İmkânsıza inandırmadılar her düştüğümde
Şaşırma
Ama şaşıracaksın
İşte böyle olduğun yerde
İmkânsız değildi denedim daha önce
Şimdi tırmanma vakti
Düşebiliriz elbette
Sana söz vermedim
İncinmezsin diye
Ama
Korkun ağır gelmesin dilediklerine
İşte böyle
Daha azına asla kucak açma
Olduğun
Olduğum yerde
Bulutları kokladım
Bu kadar
Sadece inandım
Çarpışmaya beş saniye kaldı
Tam,
Beş saniye sonra
Afallayacağız
Bu kadar kolay
Basit
Sen sigaranı düşüreceksin
Yakacak uçuşan külleri
Bekleme boşuna
Anlamsız bir şarkı çalmayacak
Zaman donmayacak
Mucize falan hiç olmayacak
Bekleme
Tam beş saniyen var arkanı dönmek için
Sen de inatçı mısın,
Geri sayım başladı
Kurtulamayacak
İki dünya da
Bir de olmayacak
Ya sen ya ben
Seçimi yok
Sayıyorum ama bak
Hayır
Bakma
Ama
Gör
Uzun mu geldi bu geri sayım
Hadi kaçmadın
Ne olacak
Düşünme bir defa
Çok geç
Sigaran düşüyor dudaklarından
Hayır, yanmadı gözlerim
Boşver yakarız yenisini
Boşver artık
Yarım hikayeleri
Unut
Bakma bana
Ama gör
Çarpışma
Uyardım bu defa
Duymadın mı sirenleri
Artık
Çok
Geç
Sıfırlandı aklının saati
5 4 3 2 1
Ve
Günaydın
Bu hayat bitmiş
Yenisini ısmarladım
Öyle apaçık haykırmadım sevincimi. Bilirsin gevezeliğim susar sen geldiğin zaman. Gözlerimi kapatıyorum bu ara sık sık. Karanlığa ihtiyacım var biraz.
Aynı şarkıları dinliyorum, aynı filmi izliyorum.
Aynı renge boyadım yüzümü. Aynı olsun istiyorum
Olamaz biliyorum…
Hatırlatma…
Sadece istiyorum işte
Suç mu bu yaptığım, cezası ağır mı?
Boşver
Müebbetlere alışığım ağırlaştırsan ne fark eder…
İyi ki bırakmışın eşyalarını…
Ne çok şey varmış
Ve ne az
İyi ki onları da toplamamışsın
Yorulmuştun zaten bavullara sığmayan sözlerimi taşırken
Geçen gece arkadaşlarla nevizadedeydik çok da gevezeydim yine… Bir ara köşedeki masaya ilişti gözüm
Sustu gevezeliğim o gün bu gün
Biliyorum konuşmamak çözmez hiçbir şeyi
Öğretmiştin o köşede
Sevincimi hüznüme dağıttığın gün
Aslında inadına konuşmuştum
da
Bu ara sözlerimi kapadım
Biraz molaya ihtiyacım var
Eski bir kitabı okur gibi
Eski bir filmi izler gibi
Eksiklerimi tamamlamaya
Söylediğin ve yapmayı unuttuğum şeyleri hatırladım
Çok yersiz evet
Ama yaptım
Sigarayı da azalttım
Sıkı giyiniyorum artık
Çok sık hastalanmıyorum öyle
Bünyem zayıf hala ama
Bak dikkat ediyorum artık her şeye
Büyüdüm aslında
Kendime bakıyorum
Az çok
Öyle yerli yersiz aklıma getirmiyorum seni
Aynı olsun istiyorum ama
Olmaz
Biliyorum
Yine de hatırlatma sen
Alışırım zamanla
Hepsi palavra alıştığım yok ama
Öğreniyorum yaşamayı yokluğunla
Geçen gece nevizadedeydik yine
Anlattım mı?
Anlatmadığım çok şey var aslında
Bilirsin sen gelince susar gevezeliğim
Boşver
Zaten önemli değil
Önemli ama
Sende değil
Konuştuk mu?
Hala aynı şarkıları dinliyorum
Aynı filmi izliyorum
Ama yarım kalmıştı
Tam durdurduğun yerde
Sonunu merak etmiyorum
Çok şey var
Ve çok az zaman
Sen geldin ya
Aynı olmasın
Olmaz biliyorum
Sadece
Sarılayım
Kokunu unutmamışım
Şimdi
Sevincimi hüznüme çarpabilirsin
O köşede hayatı yüzüme çarptığın gibi
Git(tin)
mi?
I
Çok düşledim
Kocaman ısırıklar almak istedim hayattan
Tıpkı kırmızı bir elmayı dişler gibi
İştahla
Tadını istedim
Kokusunu
Ellerime sığmasa da tutmak istedim
Avuçlarımı ısıtsın
Dokunmalıyım dedim
Kocaman nefeslerle doldurmadım içimi
Darbeleri
Sıkıyönetimleri hesaplamadım
Bazen nefes alamadım
Ama şanslıydım
Öyle sandım
Çok düşünmedim
Hesapsızdı düşlerim
Sadece
Basit
Sıradan
Bir kırmızı elmayı düşledim
Ve kocaman ısırığımı
Kokusunu istedim
Rengi gözlerimi kamaştırmalı dedim
Küçüktüm
Bekledim
Büyüdüm
Gökten bir elma düştü
Avuçlarıma
Çok düşünmedim
Tanrının şanslı çocuğuydum sanki
Hiç beklemedim
Kocaman ısırığımı izledim
Zehirliymiş
Oysa
Öğrendim…
II
Hayat karışır bazen
Antidotu buldum sanırsın
Çok geç kalınmıştır
Gözlerini kamaştıran
Kokusu aklını başından alan
O
Kırmızı elma…
Çoktan ısırmışsındır
Bir bakarsın
Çürük çıkar
Baktığın yere göre değişir
Tattığın ana göre değişir
Aynı kalamazsın
Değiştirir
Yayılır damarlarına
Dönüştürür
Tedavilerin yanıtsız kalır
Bir ömür biçerler
Çürümene
Kalırsın
Hayat
Karışır bazen
Ellerine ayaklarına
Diline
Düğüm atar
Kör müdür
Bilemeden,
Elmayı ısırdın bir defa
Sonunu düşünmeden
Olduğun yere göre değişir
Hayat karışır bazen
Isırığına
Antidotu buldum sanırsın
Zehre göre değişir
Hayat…
Ne kalabalık, nasıl çınlıyor kahkahalar
Yerimi aldım evet sınırsız yalan var
Hadi sen de al bir kadeh
Ruhunu istiyorum
Işığı da kıstılar
Hazırım
Gözlerimden okunuyor
Göremezsin evet karanlık biraz
Güzel…
Güvenin ipini çektim uzun zaman önce
Hala ayakları sallanıyor bak
Aldanmalara ibret olsun diye sallandırdım
Tam erdem meydanında
Hatta
Meydan okuyorum sana
Etini kemiğini istiyorum
Söyle kaç yalan eder
Bedeli neyse
Ederi neyse
Ne kalabalık müziği de arttırdılar evet
Güzel…
Yerimi aldım
En güzel gülüşüm yüzümde
Kanını istiyorum
Kan kaybından ölmeden önce
Hikayeni biliyorum
Okudum birkaç susuş öncesinde
Sicilin temiz
Hazırsın sen de
Ruhunu istiyorum
Etini ve kemiğini
Kanında olmalı evet
Nedeni yok
Nedeni çok
Söyle kaç yalan eder
Bedeli neyse
Ederi neyse
Bilerek geldin
Sus isyan etme!
Tüm eşyalarımı çıkardım odamdan
Topladım bomboş kalsın istedim biraz
Nefes almalıyım
Bu sabah topladım her şeyi
Tek başına
Bir başıma
Bir
Ben.
Tutunacak hiçbir şey olmamalıydı etrafımda
Yeniden...
Bir ben
Denemeliydim
Önce emekledi yalnızlığım
Sonra sendeledi biraz
Kıracak bir şey bırakmamıştım ortada
İyi ki…
Yürüyüşünü izledim kendinden emin
Evet, bu benim eserim
Gidip sarılmalıyım
Ama
Önce şu pencereleri açsın…
Yürüdü,
Ayakları sağlamdı gördüm
Uzandı kolları açtı pencereleri
Sonsuza kadar
Evet başardım
Tek başına
Bir başıma
Ben.
Koştum sarıldım
Nasıl özlemişim
Yalnızlığım...
Ellerini sürdüm yüzüme
Tuttun sıkıca ellerimi
Kalktık bu sabah
Bir başımıza,
Boyadık tüm duvarları
Yalnızlığın sessiz gizine
Sadeydi evet ve boş
Kırılacak bir şey kalmadı
Tek başıma kalktım
Sendeledim biraz
Ama
Sonra,
Yere sağlam bastım
Bu sabah tüm eşyalarımı çıkardım odamdan
Topladım bomboş kalsın istedim biraz
Nefes almalıyım
Bu sabah topladım her şeyi
Kalktım pencerelerini açtım odamın
Tek başına
Bir başıma
Bir
Ben.
ÖMÜR' e
İçimden delirmek geçiyor
Susturamıyorum
Kapa çeneni desem de avazı çıktığı kadar bağırmakta
Korkuyorum kaptırmak üzereyim ipleri
Komik
Çok güzel geliyor aslında
Pardon söylediğin şarkı bana mı?
Beni mi çağırdın?
Öyle olmalı
İçimden bomboş sokaklar geçiyor,
İçlerini çıldırmış ruhlarla dolduracağım
Sonra balıklama atlayacağım
Korkma
Boğulmam…
Sıçratmam deliliğimi üzerine,temiz kalmalısın evet
Gülmelisin bize uzaktan
Parmağınla göstermelisin hatta
İşte bak
Çıldırdı sonunda demeli, kahkahalarında boğulmalısın
Evet, en iyisi bu
Yüksek bir yer bulmalıyım
Düşüşüm ses getirmeli
Kulaklarını tırmalamalı yırttığım gömleğin sesi
Ama sen delirme
Aramıza gelme
Daha önce denemeliydim
İçimden delirmek geçiyor
Korkma
Korkmuyorum
Her şey yeni başlıyor
Bakma öyle gözlerini dikip, bunalıyor ruhum
Görmeye çalışma…
Ne zaman baksan öyle,
Çözülüyor gizlediklerim
Dağılıyor küf kokusu
Eskileri deştikçe
Bugün yürüdüm yine aynı sokakta
Bakma bana öyle
Evet, eziyetti belki adımlamak aynı yolları
Ama senelerimi aradım işte
Eskisi gibi çiçek kokmuyor bahçeleri
Toplamaya çalıştım
Çürüdü hepsi…
Bakma öyle
Gözlerini dikip ellerime
Çürüdüler işte
Kızma bana
Yürüdüm yine aynı sokakta
Neydi aradığım ya da aradım mı bilmiyorum
Ama başka gördüm bugün adımlarımı
Ne çok yürüdüm ne çok ağladım o sokakta…
Aşık, yalnız, kalabalık, ıssız…
Bugün başka gördüm adımlarımı
O sokak,
Çıkmazmış
Gördüğün bu muydu söyle?
Nasıl bir soğuktur bu…
Kirpiklerime dokunan,donduran…
Nasıl bir yanılgıdır bu peri tozu sandığım dokunmadan dağılan…
Kaçıncı kandırışınız beni ısıtmayan kucaklarda kaçıncı uyutuşunuz
Ağlayan ninniler fısıldamayın kulaklarıma yoruldum zaten yarım uykularda…
Üzmeyin daha fazla
Hastayım çok, üşütmeyin soğuk kollarda
Aşırı dozda hüzün aldım zira..
Yanıltmayın beni
Yapmayın yine
Çok çocuğum belki de
Hepiniz çocuktunuz evet
Ama büyüyemedim ben işte
Ama yine de,
Tırnaklarınızı geçirmeyin rüyalarıma
Onları da çalmayın, götürmeyin uzaklara
Ne yaparım sonra ben
Kime sarılırım uyurken
Açmasanız o pencereyi
Yalnızlığım üşüşecek içeri
Üşütecek…
Bak yine esti
Çok yanlış rüyalar düşletti
Nasıl bir soğuktur bu
Çocukluğum buz kesti
Gitti…
Yatırmışlar seni bir yatağa, örtmüşler üzerini
Sesin çıkmamış uzanmışsın o soğuk beyaza…
Dokunmadan sevemezsin demiştin ben daha çok küçükken
Açtım dokundum yüzüne, öptüm son defa…
Kurumuş dudakların çatlamış biraz
Soğumuş parmakların
Çekilmiş sıcaklığın saklanmış o soğuk yatağa
Isıtayım dedim ellerini uzandım yanına
Olmadı…
Konuşamadım beni alırlarken yanından…
Dayanamadım bu kadarına
Son duamı istediler
Okuyamadım
Acıttılar canımı ağlayamadım…
Ağlayamazdım biliyorsun…
Kızma bana çok canım yandı…
Ağlayamadım
Söz vermiştin gül ağacına bebek bağlayacaktık
Hıdrellez gelince…
Sürme çekecektik gözlerimize
Hadi uyan mevsimi değil işte
Kızardın ya bana sabırsız, haylaz kızım diye
Kalmadı haylazlığım gömdüler seninle birlikte
Bir kürek toprak önce yeni doğmuştum
Bir kürek toprak sonra ölüme dokundum…
Konuşamadım seni gömerlerken içime
Ağlayamadım…
Sustum öyle…
Dokunamadan sevemezsin demiştin daha ben çok küçükken
Sevdim çok sevdim hem
Bu ağıdı dinlememi sağlayan ve yazımda büyük payı olan TOPRAK ' a çok teşekkür ederim.
Olsun yaşarım…
Allı pullu gün ışığında hem de…
Rüzgârı takarım kulaklarıma korkmadan geçerim sessizliği…
Yaşarım…
Dokunmadan da yaşarım gökyüzüne…
En beyaz bulutlar yakalayamasam da
Uzanırım düşlerimde bir ton koyusuna…
Ayaklarım dokunamaz belki toprağa…
Olsun kokusunu içime çeker,
Dokunmadan da yaşarım ben…
Metropollerde geç kalamam belki bir otobüse,
Koşamam arkasından delice
Sesim kısılana kadar bağıramam belki gidene…
Olsun düşlerini kurarım,
Yaşarım
En hayalcisinden hem de
Aşık da olurum
En kör kütüğünden hem de,
Dedim ya yaşarım
Korkmadan en cesurundan hem de…
Sarhoş olur naralar atarım belki
Belki ağlarım
Belki de sızar kalırım
Sessizce...
Belki şarkını söylerim sokaklarda
Şen şakrak çıkar sesim kim bilir…
Kim bilir…
Belki yeniden,
Yaşarım ben de…
Yine de,
Sessizce
Kucakla öp beni….
Hepimiz romantiğiz!
Kimse bizi anlamadı işte ondan bu halimiz. Yağmurlu bir günde birer şarap içeriz bir de mum yaktık mı tamamdır resmimiz.
Çok harikaydık tadımızdan yenmezdik ya ondandı bütün terk edişlerimiz.
Kimse çözemez ruhumuzu, dünyanın en büyük gizemiyiz ya biz.
Gizemli adamlara, gizemli kadınlara aboneyiz.
Biletimizi kendimiz keser, ışıkları kendimize çeviririz.
Hepimiz tanrının eliyiz. Ondan bu ulaşılmaz halimiz.
Yetenekliyiz, yazarız, çizeriz çok zekiyiz abi biz.
Kimse anlamaz içimizdeki defoyu çok güzel gizleriz!
Ya da birer masal, kahramanıyız
Olur ya;
Kapısını çaldığımız hayatların gözetleme deliği yoktur
Kim o derler, Romeo olup gireriz…
Hep aradığımız bulamadığımız Juliet’tir karşımızdaki.
Saçları ipek gibidir, kokusu cennet gibi…
Gözleri bilinmeyen dünyaların habercisidir kaybolur gideriz…
Zaman hızla akar yanında asla son bulmaz özlemimiz…
Sonsuza kadar o anda kalabiliriz...
Sonra;
Juliet, juliet değildir… Hiç olmamıştır aslında.
Çeker gideriz.
Ama unutmadan hala romantiğiz biz…
Başka bir Juliet bulur severiz
Hepimiz esas oğlan, esas kızız…
Çok gizemliyiz
Fazla romantik
Çok zekiyiz abi biz!
Bu yalanı bana lütfeder misiniz?
Şöyle bir güzel kandıralım kendimizi…
Ama önce, mum ışığında bir hayal mi düşletmek istersiniz?
Boş verin sonra mumu üfler gidersiniz. Yapmayın canım çok defa denediniz…
Bir yalan da bana anlatın, bilirim çekinmezsiniz…
Birlikte süsleriz
Yıldızlı bir gece çizer, izleriz
Boş verin sonra siler gidersiniz
Çok defa izlediniz…
Bitmez ki sizin yalanlarınız birini de bana bahşetseniz
Ne olur bu defa gizlediklerinizi dökseydiniz
Yapmayın canım başladık bir defa…
Kuralı bu değil miydi yoksa?
Ah evet ben biraz acemiyim, oyuna gelmeliydim bilemedim…
Kuralı çiğnedim…
Karanlık mı?
Evet, mumu ben üflemiştim.
Acemi şansı diyelim,bu yalanı da ben sildim.
Kızıldı evet saçlarım kanının kokusundan aldım
gökkuşağımı… Korkuyordun ve kokunu alabiliyordum…
Hikayemiz yoktu hepsi hepsi bir sondu…
Geldin;
Uyarmadım… Fark etmedin… Fark etmemeni
önemsemedim…
Uyarsaydım, fark etseydin önemser miydin?
Hayır, silelim hepsini…
Sen bu sonu sevdin… Ben üçüncü kişilerde gizlendim…
Sana sunacak bir gölgem de yoktu… Görmedin…
Olanlar gölgemi bile kurutmuştu…
Yine de geldin…
Unut sayma… Asla başını yazma…
Kalma!
Gelme!
Bitti artık dinletme…
Kırmızıydı tırnaklarım evet kanınla boyadım...
O kadar kurbandın, kurban olmaya o kadar bayıldın…
Ve kanının kokusunu aldım…
Aslında…
Sonundaydık ve hiç başlamadık…
Başındaydım sonumuzu yazdım…
Kızıldı saçlarım bugün topladım…
Seni en başında bıraktım, kendime sonu sakladım…
Evet çok kanadım…
Ruhumu boğan o deli gömleğini çıkaralı ne çok şey öğrendim…
Keşke sen de burada olabilseydin zafer nasıl kazanılır görebilseydin… Nasıl dolaşılır meydanlarda gururla öğretirdin tabi ki bana… Topladığımız ganimetleri sayardık umarsızca… Kaç hayata dokunduğunu bilmeden söker alırdık mutluluklarını…
Eller havaya!
Ve bütün hayatlar avuçlarımıza…
Daha çok yolumuz var şu nefesleri duyuyor musun, ele geçirilmeli hepsi bu açlıkla…
Ne çok eğlenirdik! Keşke öğretebilseydin bana nasıl yok edileceğini huzurlu uykuların kâbuslarla…
Sonra yine giyinseydik sahte gömleklerimizi… Ruhumuzun boşluğunu sarsaydık derinlere saklasaydık… Çalsaydık birer birer kapıları kendimize yalanlar tutsaydık… Sinsice girseydik odalarına koridorlarına tatlı sohbetlerine sızsaydık… Sonra yine çalsaydık durmadan dinlenmeden…
Öğretirdin değil mi bunu da ruhuma?
Ah… Üzmezdin sen beni ne istersek o olurdu elbette…
O halde… Ben çırak olurdum sen usta, hayallerse çoktan avuçta…
Haklısın çok şey öğrenmeli çok çalışmalıyım zayıfım ben bu hususta…
Keşke burada olsaydın…
Çok şey öğrendim SENDEN sonra…
Ama takıldım bazı ayrıntılarda;
Tüm bu yalanlardan sonra gün bitip aldıklarını saydığında… Üzerine geçirebileceğin kirlenmemiş bir ruh kalıyor mu, hatırlıyor musun yoksa ne kadar aciz olduğunu, ruhunun boşluğunu, kaçabiliyor musun uzaklara, aman veriyor mu zavallılıkların?… Yoksa zafer saydığın sığ hayatına mı sığınıyorsun?… Günün sonunda yeni bir sen uydurabiliyor musun?
Umarım uyduruyorsundur…
Aksini düşündüm de katlanılmaz bu sonuca…
Keşke burada olsaydın…
Çok şey öğrendim ben senden sonra…
Ama takılma sen bu ayrıntıya...
Hala yürüyorum ben kendi yolumda gururla...
Hiç olmamışım… Sanki varlığım bir toz bulutundan ibaretken rüzgârlarda dağılmışım... En sevdiğim mevsimi çaldırmışım gibi... Bu daha ilk tabaka oysa… Kazımam gereken ne kadar çok anı var daha…
3
Çok taşıdım bu acı damlalarını çok yordu gözkapaklarımı… Gözlerimi deldim şimdi, bıraktım sızlayan anılarımı…
Süzüldüler yol yol kuruyan tenimde… Düştüm o yollara ben de…
Zordu kendimle yüzleşmek… Hesaplaşmak, savaşmak, anlatmak… Anlamak… Çok zordu kendime kendimi nasıl kandırdığımı anlatmak… Ortada olan her şeye gözlerimi kapayıp bu o dediğimi ezber tuttuğumu hatırlamak, gözlerimin pervazlarını açmak… Zor olmasına zordu, hem de çok yordu ama bu kendime borcumdu…
2
Felçli bir çocuk gibi pencereden izledim bir süre akan renkleri… Ruhum felçli bir çocuk gibi yorgundu düşlerin ucundan tutmaya… Güçsüzdüm kurutmaya ayrılığı… Güçsüzdüm gözlerimle suluyordum boy boy gidişini… Çok güçsüzdüm sıkamıyordum boğazını kelimelerinin… Avaz avaz bağırıyordun her uyuduğun kuytuda…
Susturamıyordum…
Gözlerimi deliyor, kuytularda ölüyor ve her gece diriliyordum rüyalarda… İçimden çığlıklar tutup, ağıtlar seçip bırakıyordum düşlerimin ellerini… Ellerimi de çalıyordun o zaman… Bitiyordum…
İşte o zaman…
Düşüyordum…
Kan gölüne dönmüştü en güzel bahçesi ömrümün… Taze ayrılık kokusu çalınıyordu burnuma… Sızlatıyordu gözlerimi… Güçsüzdüm ve yorgun… Yoktun…
Ölü gülüşler doğuruyordum…
1
Sancıdım, sızladım öldüm… Öldürdüm gözlerimi, gömdüm gözlerimdeki izlerini… Yıktım sızdığın tüm rüyaları… Susturdum sonunda sol yanımı... Lal bıraktım ninnilerini… Söylemeye kıyamazken seni… Kestin bütün cümlelerimi…
Şimdi sen’liğimi öldürme vakti… Şimdi ne var ne yoksa toplama vakti… Şimdi sol yanımı sarma vakti…
Şimdi yaralı bir çocuğun iyileşme vakti…
Biz iki rakip değildik…
Sınırlar kurallar koymadık cümlelerimize…
Gülüşlerimizi sınırlandırmadık...
Suskunluklarımızı...
Sen hep oradaydın ben de burada…
Bizdik iki ayrı yakada…
Şimdi…
Uzak noktalar aramızda…
Uğurladım seni henüz virgüller ararken gülüşlerime…
Uğurladım…
Zor oldu ayrılık…
Toplayamadım dağılanları…
Ellerimden düştü birer birer virgüller…
Yarım nefes bile alamadım…
Boş sayfalar kaldı geride…
Mürekkep dağıldı…
Bulaştı boşluklara…
Geride bir siyah kaldı…
Zor oldu…
Dağıldı ayrılık boş ruhuma…
Vedasız kaldık…
Uğurladım bizi sessizce…
Zor oldu…
Dudaklarıma dağıldı noktalar…
Ayrıldık…
Ve her zaman, zaman geçmişi gösterecek… Zaman eskitecek…
Bazen çok sevdiğin bir kitabın sayfalarında hissettirecek eskiliğini bazen okunmaktan yıpratacak o içini buran mektubu…
Zaman yine saracak tüm gücüyle solmasın diye suya bıraktığın çiçekleri… Çalacak bir zamanlar canlı olan renklerini… Zaman bu bildiğini yapacak… Direneceksin olmayacak…
Hayranlıkla izlediğin ayna sırrını dökecek, yüzünde biriken eskileri saçacak…
Kalıvereceksin… İçine dokunacak…
Çocukluğunu soracaksın arayacaksın eski bir fotoğraftan medet umacaksın, o kare çoktan solmuş anlamayacaksın… Anılarını deşeceksin o zaman, arayacaksın beyninin tenhalarında… Hatırladıklarında olacak zamanın tozundan okuyamadıklarında… Sarılacaksın elinde kalanlara, sarıldıkların da un ufak olup dağılacak kollarında…
En kuytuya sakladıklarını da çalacak… Sonunda beynine ulaşacak, yutacak… Geriye kalan buruşmuş bir ten ve boş bir hafıza olacak…
Zaman kendini unutturacak, kim olduğunu anımsatmayacak…
O zaman sadece yaşadıklarının izi kalacak, bakacaksın aynaya... En derini yaşamadıkların olacak…
Öyle karıştık ki nasıl ayrışırız ayrılıkla… Bizi saran köklerimizi acıtan bu ölümcül sözcükle nasıl başa çıkarız… Ya nasıl toparlanırız yürür müyüz yeniden adımlarımız tökezlemeden…
Sözlerim, ellerim, tenim, gözlerim, bedenim düğüm düğüm… Oysa çözülmüştüm kolay bir denklemdi yalnızlığım…
Sen…
Sen…
Sensiz karışacak yine… Eklenecek bilinmezliğin korkunç sisi gözlerime… Göremeyeceğim gittiğini…
Oysa sen… Hayallerimi uyandıran adam… Sen…
Boğazımda tüm kırıklarım… Acılarla boğuldu çığlıklarım… Sana böyle alışmamalıydım… Senli hesaplarla yormamalıydım ruhumu… Bu işkenceyi tatmamalıydım… Yapamadım… Sözlerimi tutamadım…
Zaten kendime hiç barınaklar kurmadım… Kendime nefes saklamadım… Kurmadım çizmedim saklamadım…
Pervazsızca kendimi bıraktım… Şimdi karşı kıyıda her şeyim. Bense ulaşmak için saçmalıklar denizindeyim…
Nasıl sensiz bırakırsın beni… Bırakabilir misin sahi… Toplasan gözlerini elini eteğini çeksen ruhumdan… Kalır mıyım sensiz… Ben o kadar akıllı mıyım ki?
Tenimde teninin kokusu, ruhumun kuytularında sesinin buğusu, dudaklarım acının mühürü…
Kalırım…
Sen… Sen… Hayallerimi ayaklandıran adam…
Kılımı kıpırdatmadan bekleyeceğim, çürüyecek gülüşlerim, dökülecek tüm anılarım, ama bekleyeceğim hiçbir şey ayaklandıramayacak ruhumu…
Sen gidince…
Öleceğim…
Ne kadar da çaresizim ve ne kadar mağrur, ne kadar kolaysın ve gitmen ne kadar zor…
Aklımı kaçıracağım…
Herkes aklımı kaçırdım sanacak…
Gideceksin, hiç canını yakmayacak…
Uykularımı yitireceğim, kaybedeceğim kendimi kollarımın boşluğunda… Kollarım ruhumu saracak seni bulacak, sarılacağım öyle çok sarılacağım ki ruhum boğulacak…
Sana sarılınca, öleceğim…
Gitmesen ayrılığın ipini çıkarsan boğazımdan… Bizi bıraksan boşluğu doldursa…
Olmayacak…
Tiksineceğim kendimden… Gururum çekecek ipimi… Gurursuzluğum ağlayacak arkamdan… Son duamı tamamlayacak…
Oysa sen… Ölümüm olacaksın… Zehirleyecek sözlerin hayatımı, ölmeden öldüreceksin…
Sen…
……..…
Tepeden tırnağa acı saracak bedenimi…
Son olacak…
Bıraktım düşün yapraklar üzerime dağılsın noktalar dudaklarıma… Bıraktım sessizliğim sarsın biraz çürüyen bedenini, işlesin her damarına… Bıraktım dağılsın ruhuna…
Özleyişlerimi gömdüm yedi kat yere, sarılışlarımı uçurdum yedi kat göğe…
Acıdı canım tuttum çığlıklarımı gözlerimde…
Tuzlu bir damla oldu dokundu yüzüne anlamadın ki ne çare…
Bıraktım parmak uçlarımda sızlayan dokunuşlarını, kimliksiz bıraktım ellerinin sızısını… Çaldım ödünç bakışlarını gözlerinden… Söktüm tüm fısıltılarımı nefesinden…
Canım yandı tuttum cümlelerimin elinden… Tuttum mürekkebin dilinden...
Canım yandı tuttum vedasızlığın elinden…
Canım yandı sıkıştım bazen şakaklarında…
Canım yandı ağladım tuzlu yalanlarında…
Ruhum acıdı uyandım yanlış rüyalarda…
Uyandım bıraktım rüyamı rüyamda…
Uyandım bazen baktım uyumaktaydın…
Hiç uyanamadın…
Bıraktım seni yatağın sağ yanında…
Topladım kendimi sol yanımla…
Canım yandı…
Örttüm üzerini düşlerimin…
Bıraktım dinlensinler biraz kuytularda…
Bıraktım dağılsınlar yalnızlığıma…
Sessizliğimi bıraktım bu gece sol yanına… Dağıldı çarşafın kıvrımlarına… Aktı gözlerimden bir tuzlu veda çürüyen uykuna...
Bıraktım kendimi boşluğa…
Bıraktım dağıldım yalnızlığa…
Kocaman heybetli bir ağaçtık başımızın hemen üzerinde bulutlar uçuşurdu, başımızı döndürüyordu...
Zamanın gerisindeydik, zaman hızla işledi... Fark etmedik...
İçimiz sıkıldı önce... Serinliğine aşık olduğumuz bulutlar gözümüze bulaştı... Dağıttık savurduk dallarımızla uzaklara... İncittik göğü farkında değildik...
Heybetliydik çünkü başımızı döndürüyordu büyüklüğümüz... Derindeydi köklerimiz güvendeydik...
Zamanın çok gerisindeydik...
Zaman hızla isledi...
Eskidik... İçimiz sıkıldı önce...
Alıştık... Unuttuk kimdik neydik... Minik bir fidanken neye benzerdik...
Farklıları özledik uzakları düşledik... Unuttuk biz kökleri, oysa derindeydik... Adim attık bir parça uzağın düşüyle... Adim attık bilinmezin büyüsüyle... Güçlüydük biz, zamanın yenilgisiyle...
Söktük köklerimizi... Çatırdattık gövdemizi... Yalpaladık önce, Yürümeyi öğrendik sandık... Hayal ettiğimiz çocuk adımlarıydı, yaslılığa yakalandık... Yere kapandık... Bağırdık olanca gücümüzle, ama...
Yığıldık... İncindik un ufak olduk... Ağladık biraz...
Doğrulamadık...
Güvendeydik oysa güçlüydük biz...
Ama zamana yeniğiz...
Eskidik un ufak oldu gövdemiz... Biraz nemli biraz küflü yenilgimiz...
Zaman hızla isledi...
Geride kaldı izimiz… Artık küflü bir gövdeden ibaretiz….
Ellerime aldım gökyüzünü… Henüz uyanmamışın, saçların dağınık, dağınık yatak… Oturmuşum başucuna, sıradan sabahların provalarını yapmaktayım… Küçük bir prensesim, yüzünde dolaşıyor tılsımlarım, kötü günleri def etme rüyasındayım…
Gözlerim açık, kocaman… Biraz sıcak hava, uykun yapış yapış…
Ellerime aldım gökyüzünü, zaten hava sıcak…
Prensesim ya, biraz da küçük…
Yüzünde gezinmeli serinliğim…
Çok sıcak… Yapışmamalı uyku üzerine…
Ellerime aldım gökyüzünü, henüz uyanmadın…
Derin bir nefes…
Uçtu gök, yüzüne…
Gözlerim açık, kocaman… Gülümsedin, uyanmadan…
Henüz, erken
Ellerime aldım gülüşünü… Hava sıcak… Sürdüm gözlerime, yüzüme, tenime… Serinliğin yayıldı üzerime… Dudaklarıma dokundum bulaştı dudaklarının kıvrımları…
Gülümsedim…
Prensesim ya, biraz küçük… Erken olmalı saat, çanlar henüz çalmadı… Daha uyanmadın…
Yüzün ıslak biraz… Ağladın mı?
Hayır, sen ağlamazdın…
Zaten prenses falan değilim ki ben…
Ama
Daha saat erken…
O zaman küçük bir oyunum ben…
Pes etmedim… Henüz…
Çocukluğunu aldım ellerime…
Derin bir nefes…
Gözlerini araladın… Evet, çocukluğun beyazdı…
Gördüğüm o olmalı!
Gözlerim açık, kocaman…
Sağa döndün… Ellerin kimi arıyor ki öyle…
Hayır, henüz erken…
Sağında hiç uyumadım ki ben…
Kapadın mı gözlerini?
Ama
Henüz erken, hem bak hava da sıcak…
Uyan…
Yüzünde gezmeli gülüşlerin…
Henüz erken, üfledim ya gökyüzünü…
Kime bu özlem?
Bak gözlerim açık, kocaman…
Bitmedi küçük bir oyunum ben…
Ellerime aldım tüm geçmişi…
Gitme…
Özlerim çok…
Henüz, çok erken…
Ellerime aldım yüzünü…
Soğuk…
Uyan uyan uyan!!!
Gökyüzünü getirmiştim oysa elimdeydi baksan…
Ama prenses değildim ki ben…
Henüz…
Çok erken…
Uyan…
Kızgınım…
Kokuna, ellerime dolaşan saçlarına, dudaklarına, fütursuzca saçtığın cümlelere…
Çok... Çok kızgınım…
Kızgınım müptelalığıma… Gözlerime yayılan ölümcül güzelliğine…
Gidecek olmana kızgınım, kalmaya söz vermene… Söz verip tutmayacağını bildiğime… Öyle kızgınım ki… Öyle kırgınım ki…
Gitme…
Diyemeyeceğimi bildiğim gibi, gitme dememi beklemeyeceğine…
Sen beklemezken boğazımın düğümleneceğine, sesimin beni terk edeceğine, dizlerimi de ruhum gibi düğümleyip gideceğine…
Gideceksin…
Sus...Söz verme...
Fütursuz sözlerin dolaşacak ayaklarıma… Yollarımı sana çıkaracak… Uykularımı bölecek kollarımın boşluğu… Boşluk da kızdıracak çocuk ruhumu…
Kızgınlığım bir şişe şarap koyacak önüme... Yokluğun sarhoş edecek beni…
Düşeceğim…
Dizlerim ağrıyacak, kalbim acıyacak… Zor gelecek ayağa kalmak…
Canımı yakacak…
Kızgın olacağım… Çok…
Ve sen çok uzakta olacaksın…
Kokun bir illet gibi yapışacak yakama… Gözlerimi vuracak ihanetim, seni arayacağım her kadehin sonunda… Dudaklarından içer gibi içeceğim her şişeyi…
Olmayacak, sensiz olmayacak…
Kızgınım…
Gideceksin…
Kal diyemeyeceğim…
Beklemeyeceksin…
Aslında…
En çok…
Sana hiç kızgın olamayacağım…
Bin parçaya ayrılsam da yetmez… Doyurmaz sizi…
Bin birinciyi istersiniz…
Siz hep siz!
Kimi ister kirli elleriniz…
Kimi çekiştirirsiniz beyninizden bin bir iple…
Kimi boğarsınız saçma cümlelerinizle…
Hangi ruhu yollarsınız kurbanlar zincirine
Huzur vermezsiniz… Gölge istemez çöle çevirirsiniz…
Yoruldum çok yorgunum ama dinlemezsiniz…
Dinlendirmezsiniz…
Sadece siz…
Biz-siz…
Ben… Siz siz…
Ben sadece yolcuydum
Saçlarınla savurduğun...
Sadece yolcuydum niyetim dinlenmekti bir buklende
Sadece öylece yalnız bir yolcu…
Savurdun… Uçtum uzak toz bulutlarına…
Hiç kısa yolculuklarım olmadı benim…
Hep sanaydı uçuşları harflerimin…
Sanaydı fısıltıları kekeme gözlerimin…
Cümleler kurmanı beklemedim…
Sadece öylece yalnız bir yolcu…
Ayak izlerimi sakladım…
Yolumu çevirdiğin patikalarda sana isyanlar yazmadım…
Adımladım…
Yolun sonunda bir buklene ulaşırım varsaydım…
Dokunurum yavaşça…
Saklanır ruhum kıvrımında…
Uzanırım yolun sonuna…
Yetinirim…
Sadece bir yolcuydum ben…
Yalnız bir yolcu ruhunda seni sayıklayan…
Niyetim dinlenmekti biraz…
Hiç kısa yolculuklarım olmadı benim…
Hep banaydı kızgınlığı buklelerinin…
Savurdun…
Yine bir patikadaydı kekeme adımlarım…
Yine de adımladım…
Aslında yalnız bir yolcuydum ben
Ve
Hiç isyanlar beslemedi ruhum…
Sadece öylece bir yolcuydum ben…
Yalnız saçlarının kokusunu duydum…
Varlığımı unuttum…
Derindi gözlerin bir girdap kadar derin…
Baktığımda kıvrılıyordu ruhum bükülüyordu…
Gözlerin içine çekiyordu nefesimi…
Buruluyordum…
Gözlerine baktığımda…
Baktığında,
Yuvasından düşen kuşlar gibi düşüyordum…
Çakılıyordum mavi cennetine…
Buz kesiyordu kanatlarım donuyordu, her baktığında o girdap içine çekiyordu ruhumu…
Baktığında, maviyi yeniden adlandırdığında…
Her baktığında ölüyordum…
Susuyordum, gözlerimi maviye boyuyordun…
Kör oluyordum…
Kanımı donduruyordu bakışın…
Lanetleniyordum…
Alamıyordum kendimi…
Göremiyordum sonunu…
Dönemiyordum yolunu...
Parçalara ayırıyordun ruhumu, yutuyordun…
Ben yok oldukça sen büyüyordun…
İçine çekiyor kötücül uykulara taşıyordun…
Kâbuslara boyanıyor…
Un ufak oluyordum…
Her baktığında nefes alamıyordum…
Sonunu alamıyor, kanadıkça kanıyordum…
Sen öyle derinden bakıyordun, yok oluyordum…
Biliyordun…
Savruluyordum…
Başka oyunlar arıyordun…
Bin hüzün yılı uzaktan geldim… Bin düşlü kandırılışlardan uyandım…
Sürgündüm… Sürüldüm mutluluktan…
Çok yalnızlıklar geçtim…
Geldim… Çok uzak diyarlardan…
Koştum, düştüm, yandım… Kaçamadım çakılı kaldım…
Güneş küstü gece kızdı…
Terk etti, lanetlendim…
Çatladı sözcüklerimin tabanları… Kurak seslerde kaldım…
Esir alındım…
Kıramadım soğukluğunu yalnızlığın…
Kendimi kanattım…
Bin güneş yılı aradım… Arayıştaydım…
Ararken aslımı kaybettim… Savaştım, yok ettim, öldürdüm…
Taze nefeslerin kanını içtim…
Durmadım…
Güneş küstü, gece kızdı…
Anlamadım…
Esir alındım… Özgürlük sandım…
Sarstın defalarca uyanmadım…
Kötü düşlere boyandım…
Çırpındım zaferimin dansı sandım…
Yaktım, yıktım, mahvettim…
Sırtını döndün sırt çevirdim…
İnsanlığımı yitirdim…
Derinden sarstın, korktum…
Bombalar yağdırdım, silahlara sarıldım, korktukça yokluğa abandım…
Bin şeytan yılı uzaklara vardım…
Koştum, düştüm, yaktım, savaştım…
İnsanlıktan ne kadar uzaktım…
Uyanamadım…
Son nefesimi de harcadım…
Bin iyilik yılı uzağımdaydın…
Aslım… İnsanlığım…
Bıçağı aldın ellerine, neydi derdin kimdi?
Anlayamadım…
Anlamsızdı…
Anlamsızlaştırdın… Yalnızlaştırdın… Pervazsızlaştırdın ruhunu…
Budamadın sen… Yere yıktın gövdeni… Parçaladın…
Aldın ellerine bıçağı… Parçalara ayırdın un ufak oldun…
Nefretinle biledin, o keskinleştikçe sen köreldin…
Çaresizleştirdin ruhunu çaresizliği seçtin…
Sen böylesini istedin bunu sevdin…
Düzeldikçe içindeki kesikler…
Kurdun, uydurdun… Oydun içini… Kanla doldurdun…
Çok koştum, çok koştuk, çok yorulduk…
Çok konuştum, çok sustum, çok sustuk…
Bağırdın, ağladın, yalanlara sarıldın, hiç inanamadım…
Can yaktın, cansız kaldın…
Ağladım, ağıtlar yaktım sessizliğimle…
Sessizliğimi de yok saydın…
Aldın ellerine bıçağı sessizliğimizi ayırdın…Aldın ellerini, öfkeye taşıdın…
O’nun canını yakarım sandın…
Sandın yine yanıldın…
Sen bizi ayırdın…
Ruhunu savurdun…Kestin, deştin, yaktın…
Ellerine baktım… Kanlarla boyalıydın…
Öldün… Öldürdün…
İşte böyle… Böyle gömdüm…
Yaktım geri kalanlarını küllerini savurdum…
Yasını tuttu ömrüm…
Anlayamadın… Anlatamadım…
Biliyorsun ben hep seni söylüyorum…
Seni söylüyor şehrin ışıkları…
Meydandaki saat seni gösteriyor…
Çiçekçi kadınlar seni deriyor demet demet…
Biliyorsun sevgilim…
Biliyorsun…
Seviyorum…
Bilmeni, sorguları yenmeni seviyorum…
Sevgilim…
En derin güneşim…
En mavi denizim…
En sıcak mevsimim…
En… Derin…
En derindesin…
Biliyorsun sevgilim…
Biliyorsun nasıl sarığını yaralarımı…
Nasıl ısıttığını ellerimi…
Biliyorsun soğuktum ellerim buzdu tutamazdı hayatı…
Korkaktım ben, korkmadın…
Uzandın…
Çözdün ruhumu…
Çözüldüm…
Bıraktın avuçlarıma sıcağını…
Güneş oldun…
Ansızın doğdun…
Biliyorsun sevgilim…
Biliyorsun…
Ama;
Sana yine de sırrımı dökmeliyim …
Zaman sensin...
Ve gözlerin...
Zaman şimdi seni gösterir...Seni gösterir takvim...
Ben bu güne gizlenirim...
Hoşgeldin güneşim...Nice güneşli sabahlar dileğim...
İyi ki geldin....İyi ki…
Çok sevdim…
Bildin…
Küçüktüm aldın ellerine… Haberin yoktu tıkamıştın gözlerini yüzümdeki büyük hüzünlere…
Fark etmedin...
Fark etmek kimi ilgilendirirdi ki…
En kolayı ,en acısızı acıtmaktı… Acıttıkça daha bir nasır tutardı gözlerin… Gözlerimin sözlerini göremezdin böylece… Mükemmel bir plandı…
Yapma…
Desem de göremedin…
Kördün, sağırdın, nasırdın sen…
Acıttın...
Küçüktüm çok küçüktüm…
Biliyordun…
Canımı yaktın… Düşürdün beni avuçlarından…
Çok küçüktüm oysa tutamadın…
Yormuştu ruhumu ve bedenimi büyük oyunlar…
Paydos demiştim… Çekilmiştim köşeme…
Mızıkçılık değildi, yormuştu bütün düzenbazlıklar çocukluğumu…Çekilmiştim uzağa…
Annemin kucağındaydım huzurla…
Çok sevimli buldun önce…
Vitrindeki bir bebeği isteyen çocuk gibi vurdun ayaklarını yere…
İstedin belki çok sevdin…
Aldın kucağına…Ama tutamadın…
Çekiştirdin mutluluklarımı, kopardın haylazca, umarsızca…
Sonra sıkıldın galiba…
Attın uzaklara…
Çok küçüktüm… Canımı yaktın…
Çok yandım, çok ağladım…
Sen başka oyunlara daldın…
Oyuncak sandın…
Küçüktüm,
Aldın ellerine… Haberin yoktu, tıkamıştın gözlerini…
Canımı yaktın…
Çok yandım…
İncindik, hayallerimizin iplerini kestiler umarsız uçurtmalarıyla... Siyah göklerde kaybettik umutları...
Hırslıydılar ve acımasız...
Yarışmak istemezdik biz, onlar yarışçıydı... Bizim çok renkli düşlerimiz vardı, onların atmaca hırsları...
Bizce bu gök hepimize yeterdi...
Olmadı…
Anlamadılar...
Makasa aldılar düşlerimizi, bencillikleriyle…
Kesildik…
Bakakaldık kesilmiş ipin düşüşüne... Ellerimiz boşluğa aktı...
Çok kesilmişti avuçlarımız hayallerimizi kavrarken...
Kanadık...
İçin için ağladık karanlıkta yiten uçurtmanın ardından...
Makarayı boşa sardık... Kalbimizi başa...
Her başa sarışta bir hayal bağladık makaranın ucuna...
Bekleyişlere, dileklere bıraktık...
Ellerimiz biraz daha kanadı...
Yeni başlamışken kanatlanmaya düşler... Tersten esti bütün bitişler... Yine yitirdik rengârenk kanatlarımızı...
Ne çok koştuk ne çok yorulduk...
Ne çocuktuk...
Beceriksizdi ellerimiz biraz acemi...
Öğrettiler öğrendik...
Hayallerimizi bir yarışta yitirdik...
Elimiz boşluğa aktı...
Düşleri karanlıklara saldık... Sona sardık...